Bir işletme sahibinin söyleyebileceği en kafa karıştırıcı cümlelerden biri şudur: "Müşavir kâr ettiğimizi söylüyor ama kasada para yok." Bu cümle bir muhasebe hatası değildir; kâr ile nakit arasındaki yapısal farkın doğal sonucudur. Ve bu farkı yönetmeyi bilmeyen işletmeler, kâğıt üzerinde kârlıyken kapanabilir.
Gelir tablosu tahakkuk esasıyla çalışır: faturayı kestiğiniz an satış "gelir" yazılır — parası üç ay sonra gelecek olsa bile. Kasanız ise tahsilatla dolar, faturayla değil. Aradaki zaman farkı büyüdükçe, kârlı işletme nakitsiz kalır.
İşletmeleri zarar değil, nakitsizlik kapatır. Zarar eden ama nakdi yöneten işletme zaman kazanır; kâr eden ama nakdi biten işletme zaman bulamaz.
En sinsi senaryo, satışların hızla büyüdüğü dönemde yaşanır. Daha çok satmak için daha çok stok alır, daha uzun vadeler tanırsınız. Satış %50 artarken alacaklara ve stoklara bağlanan para %80 artar. Aradaki fark krediyle kapatılır; faiz gideri marjı yer; bir sonraki ay daha fazla kredi gerekir. Buna overtrading denir — büyüyerek batmak.
Bunu erken yakalamanın yolu nakit döngüsünü izlemektir:
Büyük şirketlerin hazine ekipleri vardır; KOBİ'nin ise bir tablosu olmalı: önümüzdeki 13 haftanın beklenen giriş ve çıkışları. Bu basit tablo, nakit sıkışıklığını 2-3 ay önceden gösterir — bankayla masaya mecbur kalmadan önce oturmanızı sağlar.