İki işletme aynı cirayı yapar ama biri zenginleşir, diğeri zar zor döner. Fark, "ne kadar sattığında" değil, "her satıştan ne kadar elinde kaldığında" gizlidir. Bu sorunun cevabı kârlılık oranlarındadır — ve çoğu işletme sahibi sadece birine, net kâra bakar. Oysa kârın üç katmanı vardır ve her biri ayrı bir hikâye anlatır.
Brüt kâr (Satış − Satılan Malın Maliyeti) tek bir soruyu yanıtlar: ürününüzü maliyetinin ne kadar üstüne satabiliyorsunuz? Brüt marj düşükse sorun fiyatlama veya tedarik tarafındadır; hiçbir gider kısıntısı bunu kurtarmaz.
Faaliyet kârı (EBIT) bir adım ileri gider: işin günlük giderlerini (kira, maaş, pazarlama) karşıladıktan sonra ana faaliyet para kazandırıyor mu? Brüt marj iyi ama faaliyet kârı düşükse, sabit gider yapınız şişkin demektir.
Net kâr ise her şeyin — faiz ve verginin de — sonrasında dibe kalandır. Faaliyet kârı güçlü ama net kâr eriyorsa, suçlu genelde finansman giderleridir: işletme kâr ediyor ama kârı bankaya çalışıyordur.
FAVÖK (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr), işin saf operasyonel para üretme gücünü gösterir — muhasebe ve finansman gürültüsünden arındırılmış haliyle. Bir krediye başvurduğunuzda banka cironuza değil, FAVÖK'ünüze bakar; çünkü borcu geri ödeyecek olan operasyonel nakit akışıdır. FAVÖK marjınızı (FAVÖK ÷ Satış) bilmek, masaya hazırlıklı oturmaktır.
"İyi marj" diye mutlak bir sayı yoktur. Bir market %3 net marjla mükemmel iş çıkarırken, bir yazılım firması %20'nin altını zayıf bulur. Kendinizi geçen yılınızla ve sektör ortalamanızla kıyaslayın; tek bir dönemin rakamı değil, marjların trendi gerçeği söyler. Düşen bir marj, ciro artsa bile alarm zilidir.